Afrika nüfus patlamasını refaha dönüştürebilir mi?
Görsel: Al Jazeera
Küresel duygunun Afrika'ya karşı keskin bir şekilde kötümserleştiği, yardım kesintileri, yabancı yatırımların geri çekilmesi ve yönetişim puanlarının durağanlaştığı bir dönemde, yapısal bir gerçek değişmiyor: Kıta demografik olarak kaçınılmaz hale geliyor. Afrika bugün 1,6 milyar insana ev sahipliği yapıyor ve bu rakamın 2061 yılına kadar ikiye katlanması bekleniyor. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı'na (UN DESA) göre, Afrika'nın nüfusunun 2050 yılına kadar 2,5 milyara ulaşması öngörülüyor ve bu da bölgeyi dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi yapıyor.
Joe Studwell, 'How Africa Works' adlı kitabında, Afrika'nın ancak şimdi geniş tabanlı büyümeyi sürdürmek için gereken nüfus yoğunluğuna ulaştığını savunuyor. Bu çerçevede yoğunluk, yönetilmesi gereken bir yük değil, kalkış için bir koşul; daha derin pazarlar, daha büyük işgücü havuzları ve endüstriyel gelişimin temelini oluşturan tarımsal dönüşüm için bir temel. On yıllar boyunca nüfus artışı Afrika'nın kısıtı olarak görüldü. Şimdiki soru, kıtanın yeterli insana sahip olup olmadığı değil, onları üretken bir şekilde ve yeterince hızlı organize edip edemeyeceği.
Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) ve Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu'na (UNECA) göre, 2040 yılına kadar Afrika'nın çalışma çağındaki nüfusunun Hindistan ve Çin'in toplamını aşması bekleniyor. Nairobi, Lagos, Akra ve Darüsselam gibi şehirler, idari merkezlerden yoğun tüketici merkezlerine dönüşüyor.